Failin Mağdura, Mağdurun Faile Dönüşen Döngüsü**
İnsan ilişkilerinde sıkça gözlemlenen ve çoğu zaman fark edilmeden işleyen dinamiklerden biri, “yansıtmalı özdeşim” olarak adlandırılan ilişki örüntüsüdür. Bu kavram, özellikle ikili ilişkilerde yaşanan karmaşık duygusal döngüleri anlamlandırmak için güçlü bir çerçeve sunar.
Yansıtmalı özdeşim, en sade hâliyle, kişinin kendi içinde taşımakta zorlandığı duygu, düşünce ve beklentileri karşısındaki kişiye yüklemesi ve onu bu yüklere uygun biçimde davranmaya itmesi olarak açıklanabilir. Bu süreç çoğu zaman bilinçli değildir; taraflar olan biteni “bilerek” yapmaz. Ancak ortaya çıkan ilişki atmosferi, her iki taraf için de yıpratıcı olabilir.
Fail ve Mağdur Rolleri Nasıl Oluşur?
Bu tür ilişkilerde, duygusal yükleri aktaran tarafı “fail”, bu yükleri taşıyan ve zamanla onlara göre davranmaya başlayan tarafı ise “mağdur” olarak tanımlamak mümkündür.
Ancak bu tanımlar mutlak değildir; süreç ilerledikçe roller yer değiştirebilir.
Fail konumundaki kişi, kendi içinde kabul etmekte zorlandığı öfke, korku, değersizlik ya da terk edilme kaygılarını ilişki içinde karşısındaki kişiye hissettirmeye başlar. Bunu açık bir suçlama şeklinde değil; ima, davranış, tutarsızlık, geri çekilme ya da değersizleştirme yoluyla yapabilir.
Mağdur konumundaki kişi ise zamanla kendisine ait olmayan bu duyguları taşımaya, anlamlandırmaya ve hatta “gerçekten böyle miyim?” diye sorgulamaya başlar.
İlişkisel Dram Nasıl Derinleşir?
Örneğin, bir ilişkide taraflardan biri derin bağlanma korkusu yaşıyorsa, bu korkusunu doğrudan fark etmek yerine karşısındaki kişiyi “zaten beni sevmiyorsun” inancına sürükleyecek biçimde davranabilir.
Karşı taraf başta bunu telafi etmeye çalışır: daha çok açıklar, daha çok verir, daha çok çabalar.
Ancak bu çaba, failin içindeki inancı değiştirmez. Aksine, mağdurun zamanla yıpranmasına ve kendi duygularından şüphe etmeye başlamasına yol açar.
Bir noktadan sonra mağdur, kendisine yüklenen role uygun davranmaya başlar: uzaklaşır, kopar, bazen gerçekten ilişkiyi sabote eder.
Böylece fail, en başından beri taşıdığı “terk edileceğim” ya da “sevilmeye layık değilim” inancını doğrulamış olurken; mağdur ise hiç istemediği bir davranışı sergilemiş olmanın suçluluğuyla baş başa kalır.
Rollerin Yer Değiştirmesi
Bu noktada ilişki dramatik bir dönüşüm yaşar:
• Fail kendisini haksızlığa uğramış hisseder
• Mağdur ise kendisini zalim, yıkıcı ya da güvenilmez biri gibi algılamaya başlar
Oysa yaşanan şey, iki tarafın da kendi iç dünyasıyla temas etmekte zorlandığı bir ilişkisel döngüdür.
Gerçek ihtiyaçlar, sınırlar ve duygular konuşulamaz hâle gelir.
Bu Döngü Neden Sürer?
Bu tür ilişkiler çoğu zaman, kişinin kendi duygularını tanımlamakta ve sınırlarını netleştirmekte zorlanmasından beslenir.
Kendi iç dünyasıyla teması zayıf olan kişi, ötekinin duygusal alanını bir boşaltım alanı gibi kullanabilir.
Öte yandan sınırları yeterince net olmayan kişi de bu yükleri fark etmeden üstlenmeye daha yatkın olabilir.
Sonuçta ortaya çıkan şey, ilişki görünümü altında yaşanan bir ilişkisizlik hâlidir.
Farkındalık Neyi Değiştirir?
Yansıtmalı özdeşimin fark edilmesi, ilişkilerde yaşanan birçok karmaşayı anlamlandırmayı mümkün kılar.
Kişinin kendi duygu ve sorumluluk alanını ayırt edebilmesi, başkasının yükünü taşımayı reddedebilmesi ve “bu bana mı ait?” sorusunu sorabilmesi ilişkisel denge açısından belirleyicidir.
İlişkiler, ancak iki taraf da kendi iç dünyasının sorumluluğunu alabildiğinde daha sahici ve sürdürülebilir bir hâl alabilir.