SERAP SÖZEN

İlişkilerde Yıkım, Sınırlar ve Kendini Korumayı Öğrenmek

Bazen kelimeler yetmez insanın içindeki yangını anlatmaya. Hayat, bildiğimiz doğruları alt üst eder; “iyilik et, iyilik bulursun” gibi öğretilerin ne kadar eksik ve tek taraflı anlaşılabildiğini acı tecrübelerle fark ederiz. Çoğu zaman da iyiliği başkalarına göstermek konusunda ne kadar cömert, kendimize karşı ise ne kadar ihmalkâr olduğumuzu geç anlarız.

İnsan onuruna, öz saygıya ve içsel değerlere gelen darbeler, kişinin hayata ve insanlara bakışını derinden sarsabilir. Vicdan, empati ve içsel dengeyle desteklenmeyen güç arzusu; çıkarlar uğruna her şeyi meşru görmeye başlar. Böyle durumlarda karşısındakinin ne hissettiği, ne kaybettiği ya da nasıl etkilendiği önemini yitirir. Yıkım bazen bir öfke patlamasıyla, bazen sessiz ama sistemli bir şekilde gerçekleşir.

Bazı ilişkilerde bu yıkıcı dinamikler “aşk”, “ilgi” ya da “bağlılık” maskesi altında ortaya çıkabilir. Karşısındaki kişinin iyi niyetini, empatisini ve duygusal açıklığını kendi çıkarları için kullanan insanlar vardır. Bu kişiler, ilişki içinde vermek yerine sürekli almayı, eşitliği değil üstünlüğü, paylaşımı değil kontrolü önemserler.

Genellikle bu tür ilişkilere çekilen kişiler; duyarlı, empatik, vicdanlı ve bağ kurma kapasitesi yüksek olanlardır. Karşısındaki kişinin ihtiyaçlarını kolayca fark eden, anlamaya çalışan bu insanlar zamanla kendi sınırlarını ihmal etmeye başlar. İlişki ilerledikçe, verdiklerinin arttığını ama karşılığında giderek daha az şey aldıklarını hissederler.

Bu tür ilişkilerde sıkça karşılaşılan bir durum da duygusal dalgalanmalardır. Bir gün aşırı ilgi, övgü ve yakınlık; ertesi gün değersizleştirme, geri çekilme ya da suçlama… Kişi kendini bir anda çok özel hissederken, kısa süre sonra yetersiz ve suçlu hissedebilir. Bu iniş çıkışlar zamanla kişinin kendi algılarına güvenini sarsar.

Böyle ilişkilerde sorumluluk nadiren üstlenilir. Yaşanan sorunlar çoğunlukla karşı tarafa yüklenir. Kişi kendini ifade etmeye çalıştığında “abartmakla”, “yanlış anlamakla” ya da “fazla hassas olmakla” suçlanabilir. Bu durum, insanın kendi duygularını sorgulamasına ve susmayı tercih etmesine yol açar.

Önemli bir farkındalık şudur: Sağlıklı bir ilişkide iki taraf da hem kendi sınırlarını koruyabilir hem de karşısındakinin sınırlarına saygı gösterebilir. Sürekli fedakârlık yapmanın, tolere etmenin ve anlamaya çalışmanın bir noktadan sonra kendini yok saymaya dönüştüğü fark edilmelidir.

Geçmiş yaşam deneyimleri elbette insanın ilişkilere yaklaşımını etkiler. Ancak yetişkinlik, yaşananların sorumluluğunu başkalarına yüklemek yerine, bugün neyi seçtiğimizi fark edebilme cesaretini de gerektirir. Herkes kendi davranışlarının sonuçlarından sorumludur.

Kendini korumayı öğrenmek bencillik değildir. Sınır koymak, uzaklaşmak, “burada duruyorum” diyebilmek kişinin kendi içsel değerlerine sahip çıkmasıdır. Tüketici ilişkilerde kalmak, iyileşme değil daha derin bir yıpranma yaratır.

Bazı bağlar onarılmaz değildir; ancak bazı ilişkiler de onarılmak için değil, bırakılmak içindir. Böyle durumlarda yapılabilecek en sağlıklı şey, yaşananların yasını tutmak, kayıpları kabul etmek ve kişinin kendi gücünü yeniden inşa etmesine alan açmaktır.

Gerçek güç; zarar vermeden, yıkmadan, sömürmeden var olabilmeyi öğrenmektir. Kendine saygı duyan bir insan, başkasının sınırlarını ihlal etmeden de hayatını sürdürebileceğini bilir. Ve en önemlisi, kimse kendi değerini kanıtlamak için acı çekmek zorunda değildir.